• Anasayfa
  • >
  • Advertorial
  • >
  • İngilizce Çeviri ve Türkçe Çeviri Sürecinde İngilizce Sözlük Kullanımının Önemi

İngilizce Çeviri ve Türkçe Çeviri Sürecinde İngilizce Sözlük Kullanımının Önemi

  • 2 Months ago
  • 0

Çeviri amaçlı metin çözümlemesi ile okur odaklı çeviri çözümlemesinin ortak yanı, yazan veya özgün metindeki iletiyi anlamaktır. Bu durumda her dil bilen okurun çevirmen olabileceği sonucu çıkar. Oysa, gerçekte durumun böyle olmadığı şu sorulardan anlaşılır: Çevirmen adayını sıradan okurdan ayıran en önemli fark nedir? Veya çevirmen adayı hangi bilgiler ışığında özgün metni çözümlerse çeviri işlemleri hem daha kolaylaşır, hem de erek ekinde daha yetkin bir metin ortaya çıkar. Bir başka deyişle, dilsel ve dil bilgisel bilgi, çeviri için yeterli midir? Ya da özgün metni anlamada çevirmenin kuramsal olarak özümsenmiş hangi üst bilgisi onu sıradan okurdan ayırır mı? Bu soruların yanıtını en iyi çeviriyi bildirişim olgusu şeklinde ele alıp, Alman kuramcı Bühler’in başlattığı, Katherina Reiss’in çeviri bağlamında genişlettiği metin türü ve işlevi arasında kurduğu ilişkiyle ilgili bilgi verir. Daha açıkçası, okuma işleminden başlayarak çevirmenin “metin türü” ve “işleviyle” ilgili bilinçaltı sorgulamaları, çeviri amaçlı metin çözümlemesini başlatan ve çeviri sürecini yönlendiren ilk adımlardır. Çevirmen bu üst bilgi ışığında erek metnin izleğini çıkartmaya başlar.

Reiss’in Öne sürdüğü bu bilgiler gerçekte kuramsal alanın uygulama alanı ye çeviri işlemlerinde anlama süreciyle yakından ilişkilidir. Bu bilgiler ışığında yola çıkan bir çevirmen en azından kaynak metni hangi amaçla okuduğunun ve hangi öğeleri daha çok vurgulaması gerektiğinin bilincinde olduğundan, onun çözümleme yeteneği sıradan okurdan giderek farklılaşır. Örneğin İngilizce çeviri yaparken, kaynak dilin özüne diğerlerinden daha çok yaklaşabilir. Özetle, çevirmen kendi saptadığı amaca göre erek metne bir işlev yükleyeceğinden kaynak metin çözümlemesinde, hem daha seçici hem de daha sorgulayıcı tutum sergilen çevirmenin bu seçici tutumu ona zaman kazandıracağı gibi, erek metinde de başta saptadığı hedeflere ulaşmasını kolaylaştırır ve gerek Türkçe çeviri gerekse de İngilizce çeviriyaparken, konu hakimiyeti üst düzeye çıkar.

Bu aynı zamanda çeviri yapılarak öğrenilir yargısını da bir ölçüde çürütür. Çevirmen çeviriye değgin kuramsal üst bilgisini her iki kültür arasındaki iletişim durumunu göze alarak kendi bilgi birikimini metnin bağlamından çıkan bilgiyle birleştirmesiyle “anlama aşamasına” ulaşır. Oysa sıradan okurda anlama süreci hem daha görece, hem de daha özneldir. Üstelik onun okuduğunu paylaşma veya iletişim kurma zorunluluğu bulunmadığı için okuduğunu kendi öznel amacına uygun olarak daha rahat koşullarda anlama ya da anladığı hissine kapılma durumu söz konusudur. Bu gibi durumlarda İngilizce sözlükkaynaklarına başvurmak en akıllıcasıdır. Daniel Gile’in “rahatlık eşiği” dediği bu durum okurun tanışık olduğu ifadeleri ya da sözcükleri görmesi ve duymasıyla metni ya da söyleşiyi anladığını sanması durumudur. Bu durumda sıradan okurun simgeye dayalı pasif çözümlemesinin çevirmenin güdümlü okuma sonucu “anlama dayalı” işlevsel çözümlemesinden çok farklı olduğu öne sürülebilir.

önceki haber «
sonraki haber »

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir